<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Elif Gür</title>
	<atom:link href="https://psikologelifgur.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psikologelifgur.com</link>
	<description>Uzman Klinik Psikolog</description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Sep 2025 20:45:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://psikologelifgur.com/wp-content/uploads/2024/12/cropped-avatar-32x32.png</url>
	<title>Elif Gür</title>
	<link>https://psikologelifgur.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Borderline Kişilik Bozukluğu Nedir ?</title>
		<link>https://psikologelifgur.com/blog/borderline-kisilik-bozuklugu-nedir/</link>
					<comments>https://psikologelifgur.com/blog/borderline-kisilik-bozuklugu-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Dec 2024 15:38:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[borderline]]></category>
		<category><![CDATA[borderline belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[borderline kişilik bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[borderline ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[borderline özellikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikologelifgur.com/?p=988986</guid>

					<description><![CDATA[Borderline kişilik bozukluğu (BKB), ergenlikle birlikte kendini gösteren, dürtü̈ kontrol sorunlarının yaşandığı, anksiyete toleransında zorluklarla seyreden, çevre ile iletişimde ve ilişkilerde önemli miktarda sorunların meydana geldiği benlik algısı ve duygu durumda bulanıklık ve tutarsızlıkların oluştuğu, kendine yönelik agresif ve sert yaklaşımların olduğu, intihar riski ve ağır işlevsel bozukluk gösteren devamlılığın görüldüğü ruhsal bozukluktur (Gunderson, J....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vgblk-rw-wrapper limit-wrapper">
<p>Borderline kişilik bozukluğu (BKB), ergenlikle birlikte kendini gösteren, dürtü̈ kontrol sorunlarının yaşandığı, anksiyete toleransında zorluklarla seyreden, çevre ile iletişimde ve ilişkilerde önemli miktarda sorunların meydana geldiği benlik algısı ve duygu durumda bulanıklık ve tutarsızlıkların oluştuğu, kendine yönelik agresif ve sert yaklaşımların olduğu, intihar riski ve ağır işlevsel bozukluk gösteren devamlılığın görüldüğü ruhsal bozukluktur (Gunderson, J. G.,2014).&nbsp;&nbsp;BKB tanısı alan kişilerin, ilişkilerinde kronik ve sık görülen zorluklar, dürtüsellik, dengesizliği ve duygu düzensizliğini etkileme ve intihar davranışı ve kendine zarar verme sıkça örtüşen sorunlar olarak belirtilmiştir (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2013).</p>



<p>Uzun yıllar süren çalışmalar sonucu belirsizliği hala devam eden bir konu olan BKB’yi yapılan araştırmalar günümüz de diğer kişilik bozukluğu alt tiplerinden ayırmıştır (Kernberg O.,1975). BKB semptomları depresif özelliklerle, dürtüsellikle, kimlik bozukluklarıyla ve dissosiyatif durumlarla büyük ölçüde örtüşen bir kişilik bozukluğudur. Bu örtüşmeler üzerine yapılan klinik incelemelerde durumun eş tanı mı olduğu yoksa BKB’ye bağlı bir eş tanı mı olduğunu ayırmada zorlanıldığı görülmüştür. BKB’nin temel semptomları ile eş tanı semptomlarını ayırma konusunda temel farklar olarak BKB semptomlarının daha fazla değişkenliğe maruz kalmasından kaynaklandığı belirtilmiştir. Kimlik ile ilgili karmaşaların ortaya çıkma durumu kısa süreli olsa da kişinin kendilik algısında bozulmaların devamlılığını sürdürdüğü görülmüştür.  BKB’de psikotik ve paranoid semptomların geçici olduğu, depresif semptomların ise daha kısa sürdüğü fakat tetiklenmelere göre değişiklik gösterdiği, intihar düşüncelerinin ise yoğun ve başa çıkılması güç dalgalanmalar halinde gelebildiği görülmüştür (Kernberg O., 1975). BKB bireylerle yapılan tanısal ve psikoterapi aldıkları sürelerin incelenmesine yönelik çalışmalar da BKB tanısı almış kişilerin, birinci ve ikinci eksende fazla sayıda eş tanı aldığı belirtilmiştir (Eikenaes, I., Hummelen, B., Abrahamsen, G., Andrea, H., &amp; Wilberg, T. ,2013). Birinci eksende en sık örtüşen eş tanıların; (96%) duygudurum, (88%) anksiyete, (64%) madde kullanım, (53%) yeme ve 10% soma-toform bozuklukları olarak oranlandığı, ikinci eksen de ise yer alan hastaların en az yarısında birden çok KB’nun bir arada görüldüğü belirlenmiştir (Chapman, J., &amp; Fleisher, C., 2017). BKB hastalarının yarısından fazlasında bir veya daha fazla madde kullanım, duygudurum veya anksiyete bozukluğu kriterlerini karşıladığı yapılan araştırmalarda belirlenmiştir (Grant ve ark., 2008). BKB’ye eşlik eden somatizsayon üzerine de yapılan bir meta-analiz, BKB tanısı almış bireylerin % 30&#8217;unun da bir veya daha fazla somatizasyon belirtilerinin olduğunu yapılan araştırmalarda öne çıkmıştır (Schmaling ve Fales, 2018). </p>



<p><strong>Borderline’nın belirtileri kısaca nedir ? Duygusal Dalgalanmalar:</strong> Aşırı mutluluktan derin üzüntüye ani geçişler, boşluk hissi ve öfke patlamaları sık görülür.<strong>İlişkilerdeki Zorluklar:</strong> İnsanlara karşı idealize etme veya devalüe etme eğilimi, terk edilme korkusu, yakınlık kurmakta zorlanma gibi belirtiler ilişkileri olumsuz etkiler. <strong>Dürtüsel Davranışlar:</strong> Alışveriş, madde kullanımı, cinsel davranışlar veya yeme bozuklukları gibi riskli davranışlara yönelme eğilimi olabilir. <strong>Kendine Zarar Verme:</strong> Depresyon, anksiyete ve intihar düşünceleri gibi belirtiler de görülebilir. <strong>Boşluk Hissi:</strong> Sürekli bir boşluk hissi ve kimlik karmaşası yaşanabilir. Fakat dönem dönem kendimizi bu belirtileri yaşarken veya hissederken bulabiliriz. Çevremizden, sosyal medyadan veya herhangi bir yerden okuyup bireyin kendisine bir tanı koyması doğru değildir. Bu bir çözümde değildir.Bu yüzden bir uzmana başvurmanız oldukça önemlidir.</p>



<p>Referans</p>



<p>Gunderson J.G ve Singer M.T.; Defining Borderline Patients: An Overview American Journal of Psychiatry,cilt:13, S:1-10,1975</p>



<p>Kernberg, 0 . F. Borderline Conditions and PathologicaI Narcissism, NY: Jason Aronson, 1975. </p>



<p>Chapman, J., Jamil, R. T., &amp; Fleisher, C. (2017). Borderline personality disorder.</p>



<p>Schmaling, K. B., &amp; Fales, J. L. (2018). The associa- tion between borderline personality disor- der and somatoform disorders: A systematic review and meta‐analysis. Clinical Psychol- ogy: Science and Practice, 25(2) </p>



<p>Grant, B. F., Chou, S. P., Goldstein, R. B., Huang, B., Stinson, F. S., Saha, T. D., . . . Ruan, W. J. (2008). Prevalence, correlates, disability, and comorbidity of DSM-IV borderline personality disorder: Results from the Wave 2 National Epidemiological Survey on Alcohol and Related Conditions. Journal of Clinical Psychiatry, 69, 533–545. </p>



<p>Widiger, T. A., Frances, A. J., Pincus, H. A. E., &amp; Ross, R. E. (1997). <em>DSM-IV sourcebook, Vol. 3</em>. American Psychiatric Publishing, Inc..</p>
</div><!-- .vgblk-rw-wrapper -->]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikologelifgur.com/blog/borderline-kisilik-bozuklugu-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Somatizasyon (Bedenselleştirme) ve PARİS PSİKOSOMATİK OKULU (IPSO)</title>
		<link>https://psikologelifgur.com/blog/somatizasyon-bedensellestirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Dec 2024 15:48:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademik Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[bedenselleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel ağrılar]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[somatizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[somatizasyon bozukluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikologelifgur.com/?p=988966</guid>

					<description><![CDATA[1881 yılında Alman psikiyatrist Heinroth’un psikosomatik terimini kullanması ile zihin ve beden faaliyetlerini bir temelde gören,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vgblk-rw-wrapper limit-wrapper">
<p id="viewer-td56p12207">1881 yılında Alman psikiyatrist Heinroth’un psikosomatik terimini kullanması ile zihin ve beden faaliyetlerini bir temelde gören, insana farklı bir bakış açısı ortaya çıkmıştır. Heinroth ruhsallıkta duygulanımsal çatışmaların somatik semptomlara sebep olacağını belirtmiştir (Psikanaliz Buluşmaları: Psikosomatik.,2008). İlk kez bu terimi bir uykusuzluk türü olan “İnsomnie” kavramını tanımlamak için kullanmıştır. O dönem için fizyolojik hastalıkların nedenleri ve kökenlerinin ruhsal yapıda olduğu fikri oldukça yeni ve birleştirici bir kavram olduğu görülmektedir. Kavramsal içeriği ortaya koyan ise 1945 yılında İngiliz psikolog J.L. Halliday olmuştur (Psikanaliz Buluşmaları: Psikosomatik.,2008). Hipokrat döneminden itibaren beden ve ruh kavramları arasındaki ilişki üzerine araştırmalar ve incelemeler yapılmış olsa bile psikanalizin keşfi ile psikosomatik gerçek anlamıyla ele alınmıştır (Psikanaliz yazıları: Psikosomatik.,2005). Analistlerin analiz sırasında hastaların bedensel şikayetlerini fark etmesi ile yeni bir kavram ve bakış ortaya çıkmıştır. Somatizasyon belirtileri bireyin zihinselleştiremediği, bilinçdışındaki duygusal çatışmaların dışavurumları olarak değerlendirilir. Tıp alanında yapılan çalışmalar ilerleyen dönemlerde bazı semptomların inorganik olduğu, psikolojik olarak oluşabilecek semptomlarla beraber ele alınması gerektiğini öne sürmüştür (Psikanaliz Buluşmaları; Psikosomatik.,2008) Özellikle Psikanalitik yaklaşımla ele alınan psikosomatik kavramı kuramcıların yaptığı çalışmalarla genişletilmiş ve terapi sırasında bireyde oluşan somatik semptomların derinlemesine incelenmesi ve tedavi edilmesi üzerinde durulmuştur. Paris Psikosomatik Okulu’nun kurulmasıyla beraber P. Marty ve çalışma arkadaşlarının yaptığı incelemeler ve kuramlarla psikoloji disiplininde önemli bir alan haline gelmiştir.</p>



<p id="viewer-g2exf87">Psikanalistlerin psikanaliz sırasında hastaların bedensel şikayetlerini fark etmesi ile yeni bir kavram ve bakış ortaya çıkmıştır. Tıbbın hastalıktan insana baktığı dönemde psikanalitik yaklaşım somatizasyon sürecindeki bireyin ruhsallığı ile ilgilenmiştir (Psikanaliz yazıları: Psikosomatik.,2005). Tıptan daha farklı bir yaklaşım sergileyerek psikanalitik yaklaşımla hasta insandan söz edilmiştir. Hedef olarak bu hasta bireyin ruhsal işleyişi ve somatik belirtilerin ortaya çıktığı şartları anlamak olmuştur (Psikanaliz yazıları: Psikosomatik.,2005). Klasik bir tanım olarak Fransız Psikanalist Kreisler: “Psikosomatik tıp, fiziksel hastalıkların gerekirciliğinde ve gelişiminde ruhsal ve çatışmasal unsurları kabul ve dahil eden bir doktrinal ve patojenik kavramlaştırmadır” (Kreisler, L., Fain, M., &amp;amp; Soulé, M.,1974). Güncel olarak hala psikosomatik yaklaşımın temelini direkt psikanaliz kuramda bulabiliriz. İki kuram da benzer zeminler üzerindeki kesişimsellikleriyle birbirini besler. (Psikanaliz Buluşmaları: Psikosomatik.,2008). 19. Yüzyılın sonlarına doğru oluşan toplumsal, bilimsel ve ekonomik devinimler psikanaliz ve psikosomatiğin ortaya çıkmasını sağlayan şartları oluşturmuştur (Psikanaliz Buluşmaları: Psikosomatik.,2008). Somatizasyon üzerine yapılan çalışmalar ve incelemeler güncel olarak psikoloji ve psikiyatri dallarında da tanısal olarak kriterleri belirlenip DSM’nin son baskısı (DSM-5) ile bu hastalık grubu “Somatik Belirti Bozuklukları ve İlişkili Bozukluklar” olarak tanı sınıflandırmasında yerini almıştır (APA 2013).</p>



<p id="viewer-9bqw427666"><strong>PARİS PSİKOSOMATİK OKULU (IPSO)</strong></p>



<p id="viewer-wifen127">1962 yılında Barselona’da düzenlenen 22. Fransız Dili Psikanaliz Kongre’sinde P. Marty ve M. De M’Uzan “işlemsel düşünce” konulu bir konuşma yaparlar. Bu konuşmada psikosomatik olanın nesnesinin belirtilmesi ve bu alanı ayrı bir disiplin haline getirmeyi amaçlamışlardır (Marty P, de M’Uzan M, David C.,1963). İkisi de “zedelenme” veya “işlevsel” patolojiyi ruhsallık ile aynı düzlemde ele almayı ve bedensel olguları mümkün olabildiği kadar nevrozlu bireylerin ruhsallığını yöneten enerji ve dinamiklerle denk düzeye çıkarmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Freud’un birincil yerleştirme kavramı üzerinden P. Marty ve M. De M’Uzan bilinç, önbiliç ve bilinçdışının ekonomik yönüne dikkat çekmişlerdir. 1963 yılında çok önemli bir yapıt olan “Psikosomatik İnceleme” yazısında P. Marty, M. De M’Uzan ve C. David bir çalışmalarından farklı yedi hastaya çağrışımsal anamnez yaparak incelerler. Bu incelemede sadece hastaların sözleri değil, jest ve mimiklerini de dikkate alıp bilinçdışının verilerini bulmaya çalışmışlardır. Bu en derine saklanmış düşlemsel etkinliğin gizlenmesidir (Marty P, de M’Uzan M, David C.,1963). Amaçları incelemelerinin sonucunda, özgün olan kişiliğin temelini ve tanımını bulmaktır. Bu araştırmayı yaptıkları kişiler, toplumsal uyumu iyi gözüken kişilerdir ancak çalışma içerisinde araştırmacılarla herhangi bir ilişkilenmeye izin verilmemiş kişilerdir (Psikanaliz yazıları: Psikosomatik.,2005). Hayat geçmişlerindeki zorluklara ve olumsuzluklara rağmen kendileri için çoğu şeyin iyi olduğu belirlenmiştir. Yani bilinçli zihinsel durumları bilinçdışındaki kaynaklarla koparılmış bir durumda oldukları anlamına gelmektedir. Bu kişilere etkin olan düşünce biçimi daha çok faydalı, güncel olan şeylere indirgenen ve olgusaldır. P. Marty, M.<a target="_blank" href="http://m.de/" rel="noreferrer noopener"><u> </u></a><a target="_blank" href="http://m.de/" rel="noreferrer noopener"><u>De</u></a> M’Uzan ve Ch David buna “işlemcesel düşünce” demişlerdir (Marty P, de M’Uzan M, David C.,1963). Bu bireylerde düşlemsellik yoksun haldedir ve düşlemsel etkinlikleride aktif halde değildir. Bundan yola çıkan M. de M’Uzan bir önermede bulunmuştur: “Bedensel semptomun bir anlamı yoktur. Bu, kendi özgünlüğünü yok sayan bir öznede benliğin özümleyici uğraşındaki başarısızlıktır.” IPSO’nun en önemli ismi Pierre Marty kabul edilir.</p>



<p id="viewer-nvsgh178">Bir sonraki bölümde Pierre Marty ve kavramlarından daha detaylı bahsedilecektir. P. Marty, Freudcu metapsikoloji zemininde psikosomatik kuramı geliştirmiştir. P. Marty psikanalitik kuramda özellikle ekonomik kavramına vurgu yaparak kişinin psikosomatik ekonomisinde iki önemli kavram üzerinde durmuştur; Uyarımlar ve bu uyarımların dışa akıtılması&nbsp;(Psikanaliz yazıları: Psikosomatik.,2005). P. Marty ve Michel Fain baş ağrısının zihinsel bir tutuklukla beraber meydana geldiği ve bütün dürtüsel enerjinin boşaltılmasında tek bir yol olarak belirlendiği yorumunu yaparak ilk araştırma ve çalışmalarını baş ağrısı ve radiküler tip ağrı yaşayan hastalar ile ilgili yapmışlardır (Marty P, de M’Uzan M, David C.,1963). Bunun sonucunda bedensel semptom kişinin çatışmalarıyla direkt etkili olduğunu belirtmişlerdir. Böylece zihinselleştirmeyle boşaltım sağlayamayan dürtüsel enerji bedenselleştirme yoluna yönelmek durumunda kalmaktaydı. Bunu daha detaylı incelersek, bireyler her zaman iç ve dış uyaranlara maruz kalmıştır&nbsp;(Psikanaliz yazıları: Psikosomatik.,2005). İç uyarımlar bazen bilinçli bazen de değildir. Uyarımlar gerginlikleri meydana getirirler. Gerilim yoluyla meydana gelen bu enerji boşalmanın yolunu bulması gerektiğini belirtmişlerdir. Yaptıkları çalışmalarda bu yol üç türde olur: bedensel, zihinselleştirme, davranış (Marty,&nbsp;P.,1990). Bedensel yolun kökeninde bağımlılıklar ve bedensel fonksiyonlara fazlaca yüklenme durumu vardır. Davranışsal yolda ise iç uyarımlara bağlı enerji boşalımı duyusal-motorlara yönelmektir&nbsp;(Psikanaliz yazıları: Psikosomatik.,2005). Bunlar konuşmak, bağırmak, ağlamak,</p>



<p id="viewer-kdv8n214">öfkelenmek, sigara tüketmek gibi daha kısıtlı da olsa boşaltımı sağlayan gündelik davranışlardır (Marty P, de M’Uzan M, David C.,1963). Fakat bu tip bedensel olan günlük eylemler boşalımda çok fazla kullanıldığında uyarım kaynaklarında gerilimin sönmesine sebep olduğu için zihinsel yaşam yoksunluk halini alır (Marty P, de M’Uzan M, David C.,1963). Üçüncü tür olan düşünce boşaltımında ise zihinselleştirme ön plana çıkmaktadır. Bunu bir sonraki konuda daha detaylı ele alınılacaktır. Fakat kısa bir tanımını yapmak gerekirse zihinselleştirme ruhsal aygıtta içgüdüsel, libidinal ve saldırgan enerjilerin yeniden formlanması için kullanılan simgesel işlemlerin geneli olarak görülmektedir. Bedenselleştirmenin temeli olarak görülür (Marty P, de M’Uzan M, David C.,1963). Önbilince ait olan simgesel incelemeler sonucu iç uyarımlar, öncelikli olarak dürtüsel olanlar bilinçdışında varlığı hissedilir olumlu veya olumsuz duygulanımlar burada yenilenir.</p>



<p id="viewer-vxrng30828">IPSO kuramcıları Freud’un birincil yerleştirmesini temel alırlar; P. Marty için de kavramsallaştırdığı önbilinç terimi oldukça önemlidir (Psikanaliz yazıları: Psikosomatik.,2005).</p>



<p id="viewer-il9xp241">Önbilinç kavramı, bilinçdışına ait olan birincil süreçler ile bilince ait olan ikincil süreç arasındaki bir bağ noktasıdır. P. Marty’e göre psikosomatik ekonomide önbilinç kavramı önemli bir dönüm olmuştur (Psikanaliz yazıları: Psikosomatik.,2005). Bunun nedeni ise temelde önbilinçte bulunan katmanlar bilinçdışı, üstte bulunan katmanlar ise bilinç ile bağlantılıdır. Önbilinç bir nevi depo görevindedir. P. Marty için zihinselleştirme kavramında önbilincin üç önemli özelliği vardır. İlki kalınlığı, bu tasarım yönünden zenginliği anlamını taşır. İkincisi esnekliği ya da akışkanlığı, burada bilinçdışı ve bilinç arasındaki ilişkinin iletkenliği söz konusudur (Marty,&nbsp;P.,1980). Üçüncüsü ise kalıcılığı, burada işleyişin düzenliliği önemlidir. Bu üçüncü özellik olan kalıcılık üzerine Rosine Debray psikosomatik kuram için çok önemli olduğunu belirtmiştir. Bunu şöyle temellendirir: “Zihinselleştirme ruhsal aygıtın işleyişinin düzenliliği ile oldukça etkileşim halindedir (Psikanaliz Buluşmaları: Psikosomatik.,2008). Eğer zihinsel tasarımlar temelini kaygı veya memnuniyetsizlikten alıyorsa bastırılır ama bastırılsa bile en temelindeki dürtüsel tasarımlar aktif bir şekilde bilinçdışında varlığına devam ettiğini belirtir. Bunlarda davranışlar yoluyla ruhsallıkta semptomlara dönüşür ya da somatikleşir (Psikanaliz Buluşmaları: Psikosomatik.,2008). Bu çatışmalı olan tasarımlar bastırıldıkları için diğer tasarımlar ile yer değiştirir ve sonuç olarak nevrotik semptomlar oluşmaktadır (Psikanaliz Buluşmaları: Psikosomatik.,2008). Ama eğer bu bastırma da başarısızlık olursa özne bilinçli olan düzenekten yardım ister ve rahatsız eden tasarımlar bastırma yoluyla dışa atılır. Bu aynı zamanda engellenen duygulanımlarında ayrılma sürecidir. Engellenen duygulanımlarda gerilim iyice artar ve meydana gelen aşırı uyarımlar somatik olarak boşaltılmaya çalışılır. Yaygın bir kaygı belirir. Yani baskılanma durumu ekonomik olarak pahalı olmaktadır (Psikanaliz Buluşmaları: Psikosomatik.,2008). Burada süreklilikte bölünmeler meydana gelmiş olur. Travmatik durumlar da buna benzer olarak görülmektedir çünkü bu tip travmatik durumlarda kişiler için uyumlanma kapasitesinin üstüne çıkan durumlardır. IPSO üyeleri çalışmaları ile psikanaliz dünyasına önemli sesler getirmişlerdir. Buna örnek olarak “aleksitimi” kavramını söylebiliriz. Aleksitimi işlemcesel düşünce kavramından başlayıp ilerleyen çalışmalarla davranışsallaşmış bir kavramdır. 1973 yılında Sifneos ve Nemiah, Aleksitimi kavramını duyurmuş ve bunun üzerinden çalışmalarını yürütmüşlerdir (Psikanaliz Buluşmaları: Psikosomatik.,2008). Aleksitimi, kişinin duygularını çözümlemesi ve söylemlerine yansıtması durumunda yetersizleşmesi anlamına gelmektedir. Sifneos ve Nemiah bu kavramı duygulanımsal yaşantıdan simgeselleştirmenin zorluklarını nörofizyolojik olarak eksik kalmak üzerine birleştirmişlerdir. IPSO’nun kurucularına göre ruhsallıktaki eksik parçalara göre daha anlamlı hale gelmekteydi (Psikanaliz Buluşmaları: Psikosomatik.,2008). M.Fain’nin çalışmalarını incelediğimizde anne ve baba ile erken dönem ilişkilerinde travmatik olayların yaşanmasına bağlı olarak bunlardan dolayı somatizasyonun devam edeceği bebekte eksik ödipal bir yapı olduğunu belirtmiştir. Ve arzunun halüsine edilmesinde ketlenme yaşayıp benliğin oluşumu otonom olarak erken bir şekilde gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Pierre Marty, Christian David ve Michel Fain üç ayaklı bir kuram üzerine kliniği oturtmuşlardır (Marty P, de M’Uzan M, David C.,1963). Bunlar düşlem dünyasındaki eksiklikler,işlemcesel düşlemler ve yansıtmalı yinelemedir. Psikanalitik kuramı temel alarak ilerleyen IPSO 1972 yılında Pierre Marty ve Michel Fain tarafından kurulmuştur.1978 yılına gelindiğinde ise L’Hopital de la Poterne des Peupliers,Hopital Pierre Marty olarak açılmıştır. Günümüzde bu hastanede yetişkin, ergen ve çocuk bölümleri vardır. Bu hastanede sadece psikosomatik hastalıklara yönelik çalışılmaktadır (Psikanaliz yazıları: Psikosomatik.,2005).</p>



<p></p>



<p id="viewer-kyk2a361">KAYNAKÇA</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Psikanaliz Buluşmaları: Psikosomatik.,2008 :117-125</li>



<li>Psikanaliz yazıları: Psikosomatik.,2005 :13-291.</li>



<li>Kreisler, L., Fain, M., &amp; Soulé, M. (1974). L&#8217;enfant et son corps; etudes sur la clinique psychosomatique du jeune âge. In L&#8217;enfant et son corps; etudes sur la clinique psychosomatique du jeune âge (pp. 516-p).</li>



<li>Kreisler, L., &amp; Cramer, B. (1981). Sur les bases cliniques de la psychiatrie du nourrisson. La psychiatrie de l&#8217;enfant, 24(1), 223.</li>



<li>American psychiatric pub.Eikenaes, I., Hummelen, B., Abrahamsen, G., Andrea, H., &amp; Wilberg, T. (2013).</li>



<li>M’Uzan, M. D., &amp; Marty, P. (1963). La pensée opératoire. Revue Française de Psychanalise, 27, 345-355.</li>



<li>Marty, P. (2012). Zihinsellestirme ve Psikosomatik.</li>



<li>Marty P (1980). L’ordre psychosomatique: les mouvements individuals de vie et de mort. vol. 2: Désorganisation et regression [The psychosomatic order: Individual movements of life and death. vol. 2: Disorganization and regression]. Paris: Payot.</li>
</ul>



<p></p>
</div><!-- .vgblk-rw-wrapper -->]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HIV Nedir? (Human Immunodeficiency Viruses)</title>
		<link>https://psikologelifgur.com/blog/hiv-human-immunodeficiency-virus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Nov 2024 20:17:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[AIDS]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[HIV]]></category>
		<category><![CDATA[Virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikologelifgur.com/?p=988815</guid>

					<description><![CDATA[İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü anlamına gelmektedir. HIV ilk olarak 1983 yılında Paris’te tanımlanmıştır. İnsan bağışıklık sistemini etkileyen ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açabilen bir virüstür.HIV, bağışıklık sisteminin temel bileşenlerinden olan CD4+T hücrelerini hedef alır. CD4+T hücreleri, bağışıklık sisteminin önemli bir bileşeni olan beyaz kan hücrelerinin bir türüdür.Retrovirüsler olarak adlandırılan bir virüs grubuna aittir. Bu grup...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vgblk-rw-wrapper limit-wrapper">
<p>İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü anlamına gelmektedir. HIV ilk olarak 1983 yılında Paris’te tanımlanmıştır. İnsan bağışıklık sistemini etkileyen ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açabilen bir virüstür.HIV, bağışıklık sisteminin temel bileşenlerinden olan CD4+T hücrelerini hedef alır. CD4+T hücreleri, bağışıklık sisteminin önemli bir bileşeni olan beyaz kan hücrelerinin bir türüdür.Retrovirüsler olarak adlandırılan bir virüs grubuna aittir. Bu grup virüsler kendi genetiğinde olan materyalleri insan vücudundaki hücrelerin genetik materyallerine katarak yaşamlarını döngü olarak sürdürürler. Bu virüs vücuda girdiğinde, CD4+T hücrelerine enfekte olur ve çoğalır. Bu süreç ise vücudun bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve kişinin enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı daha savunmasız duruma gelmesine neden olur.</p>



<p class="has-text-align-left"><br><strong>HIV NASIL BULAŞIR?</strong></p>



<p class="has-text-align-left"><strong> SIK GÖRÜLEN BULAŞ ŞEKİLLERİ</strong><br> Korunmasız İlişki ( Anal veya Vajinal)<br> Kan &#8211; Kan Teması ( Şırınga Paylaşımı gibi)<br> Dikey Bulaş ( Anneden Bebeğe) </p>



<p class="has-text-align-left">Hamilelik Sırasında</p>



<p>Emzirme Yoluyla</p>



<p>Doğum Esnasında</p>



<p><strong>NADİR GÖRÜLEN BULAŞ ŞEKİLLERİ</strong><br> Kondomsuz Oral Seks<br> Seks Oyuncaklarının Paylaşımı<br> Steril Edilmemiş Ekipmanlar ( Piercing, dövme)<br><strong>HIV HAKKINDA BİLİNEN YANLIŞ BİLGİLER</strong></p>



<p>HIV, sadece belirli kişilerde olur</p>



<p>HIV, sadece AIDS hastalarında bulunur.</p>



<p>HIV pozitif kişilerin fiziksel teması tehlikelidir.</p>



<p>HIV, havadan yayılır.</p>



<p>HIV pozitif kişiler cinsel ilişkiye giremez.</p>



<p>HIV pozitif kişiler çocuk sahibi olamaz.</p>



<p>HIV sadece cinsel ilişki ile bulaşır.</p>



<p class="has-text-align-left">HIV tedavisi yok.<br>Bu yanlış inançları bilmemiz toplumsal farkındalığımızın artması için önemlidir. HIV enfeksiyonunun ne olduğunu ve nasıl korunabileceğini anlamak, enfeksiyonun yayılmasını önlemek ve HIV pozitif bireylere destek olmak için önemlidir. HIV tedavisi ve korunmada oldukça faydalı tedavi planlamaları mevcuttur. Şüpheli temastan sonra önemleme amaçlı çalışmalar yapılmaktadır. İlk 72 saat çok önemdir. Alanında profesyonel kişilere danışıp<br>uzman desteği almanız faydalı olacaktır.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li></li>
</ul>



<p></p>
</div><!-- .vgblk-rw-wrapper -->]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çoklu Kişilik Bozukluğu Nedir?</title>
		<link>https://psikologelifgur.com/blog/coklu-kisilik-bozuklugu-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Oct 2024 19:48:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Çoklu Kişilik Bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Çoklu Kişilik Bozukluğu Nedir ?]]></category>
		<category><![CDATA[Dissosiyatif Kişilik Bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Hızlı Duygu Değişimleri]]></category>
		<category><![CDATA[İç ses]]></category>
		<category><![CDATA[Kişilik Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikologelifgur.com/?p=988808</guid>

					<description><![CDATA[Dissosiyatif Kişlik Bozukluğu, karmaşık ve çok yönlü bir psikiyatrik durumdur. Çocukluk çağı travmalarının bir sonucu olarak gelişen bu bozukluk, bireyin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler. DKB&#8217;nin tedavisi, multidisipliner bir yaklaşım gerektirir ve uzun süreli bir tedavi süreci gerektirir. Erken tanı ve uygun tedavi ile bireylerin yaşamlarına yeniden kavuşmaları mümkündür. Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu (DKB), bireyin birden fazla, birbirinden farklı kimlik veya kişilik durumuna sahip...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vgblk-rw-wrapper limit-wrapper">
<p>Dissosiyatif Kişlik Bozukluğu, karmaşık ve çok yönlü bir psikiyatrik durumdur. Çocukluk çağı travmalarının bir sonucu olarak gelişen bu bozukluk, bireyin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler. DKB&#8217;nin tedavisi, multidisipliner bir yaklaşım gerektirir ve uzun süreli bir tedavi süreci gerektirir. Erken tanı ve uygun tedavi ile bireylerin yaşamlarına yeniden kavuşmaları mümkündür. Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu (DKB), bireyin birden fazla, birbirinden farklı kimlik veya kişilik durumuna sahip olduğu karmaşık bir psikiyatrik durumdur. Bu durum, genellikle şiddetli çocukluk travmaları, özellikle de istismar gibi deneyimlerin bir sonucu olarak gelişir. DKB, bireyin zihinsel olarak travmatik olaydan korunma çabası olarak değerlendirilir ve psikolojik bir savunma mekanizması olarak işlev görür. Bu makalede, DKB&#8217;nin temel belirtileri,etiyolojisi ve tedavi yaklaşımları incelenecektir. DKB&#8217;nin Temel BelirtileriDKB, belirgin ve karakteristik bir klinik tablo sunar. </p>



<p>En sık görülen belirtiler şunlardır:<br>&#8211; Alter Kimlikler: Bireyin farklı kişilikleri veya kimlikleri, kendine özgü düşünce biçimleri, davranışlar, duygular ve hatta fizyolojik tepkiler sergiler. Bu alter kimlikler<br>arasında geçişler, bireyin bilinç, hafıza ve kimlik bütünlüğünü bozar.<br>&#8211; İç Sesler: Alter kimlikler arasındaki iletişim, bireyin iç sesler duymasına neden olur. Bu içsel konuşmalar, bireyin zihinsel deneyimlerinin karmaşık ve çelişkili bir hal almasına yol açar.<br>&#8211; Hızlı Duygusal Değişimler: Alter kimlikler arasında geçişler, bireyin duygusal durumunda ani ve belirgin değişimlere yol açar. Bu durum, bireyin çevresi tarafından anlaşılması zor ve tuhaf olarak değerlendirilebilecek duygusal iniş çıkışlara neden<br>olur.<br>&#8211; Hafıza Bozuklukları: Birey, belirli zaman dilimlerine ait olayları hatırlamakta güçlük çeker. Bu durum, alter kimliklerin deneyimlerinin birbirinden bağımsız olması ve ana kimliğin bu deneyimlere erişiminin sınırlı olmasıyla açıklanabilir.<br><br>Etiyoloji<br>DKB&#8217;nin en önemli risk faktörü, çocukluk çağı travmalarıdır. Özellikle fiziksel, cinsel veya duygusal istismar gibi şiddetli travmatik deneyimler, DKB&#8217;nin gelişimi için önemli bir zemin oluşturur. Çocukluk döneminde yaşanan travmalar, bireyin kendini korumak için farklı kişilikler geliştirerek travmatik deneyimleri zihninden uzaklaştırma çabasına girmesine neden olur.<br><br>Tedavi Yaklaşımları<br>DKB&#8217;nin tedavisi, karmaşık ve uzun süreli bir süreçtir. Tedavi planı, bireyin yaşına, semptomlarının şiddetine ve eşlik eden diğer psikiyatrik bozukluklara göre kişiselleştirilmelidir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br><em>APA-American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 5th edition (DSM-5). American Psychiatric Association</em></p>



<p class="has-text-align-left"><em>Gleaves, D.H. (1996). Dissosiyatif kimlik bozukluğunun sosyobilişsel modeli: Kanıtların yeniden incelenmesi. Psikolojik Bülten, 120(1), 42–59. https://doi.org/<br>10.1037/0033-2909.120.1.42</em></p>



<p></p>
</div><!-- .vgblk-rw-wrapper -->]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanal Kumar Bağımlılığı</title>
		<link>https://psikologelifgur.com/blog/sanal-kumar-bagimliligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Sep 2024 20:12:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Kumar Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kumar Bağımlılığı Belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kumar Bağımlılığı Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Kumar Bağımlılığı ve Beyin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikologelifgur.com/?p=988813</guid>

					<description><![CDATA[Sanal kumarlar, internet üzerinden oynanan ve genel olarak gerçek para ve sanal para ile bahis yapılan oyunlardır. Her koşulda kolayca erişebilir olan bu platformlar bireyde var olan kumar bağımlılığının temel doğası gereği kontrol kaybı ile birleşir ve kişinin zararını oldukça arttırır. Öncelikle Sanal kumar türleri nelerdir bunlara bakalım: Düşünce Tuzakları Benim kumar/ bahis oyunlarında kazandıran...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vgblk-rw-wrapper limit-wrapper">
<p>Sanal kumarlar, internet üzerinden oynanan ve genel olarak gerçek para ve sanal para ile bahis yapılan oyunlardır. Her koşulda kolayca erişebilir olan bu platformlar bireyde var olan kumar bağımlılığının temel doğası gereği kontrol kaybı ile birleşir ve kişinin zararını oldukça arttırır.</p>



<p>Öncelikle Sanal kumar türleri nelerdir bunlara bakalım:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Online Slot Makineleri,Online Poker, Online Rulet, Online Blackjack, Spor Bahisleri, Sanal Gerçeklik (VR) kumarları, Online Bingo.</li>



<li>Geçtiğimiz yıllarda Google kumar uygulamalarına reklam verme imkânı sağladı.<br>Bununla birlikte cep telefonundaki uygulama indirme alanlarında kolaylıkla ulaşılabilir hale geldi.</li>



<li>Özellikle Sanal Gerçeklik (VR) kumarları ile oyuncular sanal gerçeklik gözlüklerini kullanarak tamamen immersif bir kumar deneyimi yaşamaya başladı.<br><strong>Peki Online Kumar bağımlılığı neden bu kadar arttı?</strong></li>



<li>Anonim olarak kullanılması</li>



<li>Yasal olması</li>



<li>Kumar platformlarına erişimin kolay olması</li>



<li>Dijital ödeme yöntemlerinin olması</li>



<li>Sürekli reklama maruz kalma</li>



<li>Bonus gibi pekiştireçlerin olması<br> Toplumsal olarak genelde bireyler kumar bağımlılığını gizleme eğilimi sürdürürler. Bireyler kumar oynama eylemlerinin bir bağımlılığa dönüştüğünü çok geç anlarlar. Uzun süreli inkarlar sonrasında meydana gelen ciddi kayıplar sonrasında bile kumar bağımlısı olan kişilerde fark edilmeyebilir. Sanal kumarda özellikle bu inkârı daha çok görürüz. Tekrarlanan kumar oynama ve giden kaybı anlamak sanal kumar ortamında oldukça zordur. Kişi için para ve para harcama kavramları anlamını yitirir.<br> <strong>Nörolojik Açıdan Kumar Bağımlılığı:</strong></li>



<li>Özellikle kazanıldığında veya büyük ödüller kazanıldığında beyindeki dopamin seviyelerinde<br>artış meydana gelir.</li>



<li>Dopamin, ödül ve haz ile ilişkilidir. Kumar kazançlarında bu hissi tetikler. Beyinde ödül işleme süreçlerinde Nucleus accumbens ve Ventral Tegmental Area dediğimiz bölgeler daha da aktif olur.</li>



<li>Zamanla uyarıcılar artık oynan miktar ile yetinmez ve tolerans gelişimi gözlemlenir. İlerleyen süreçlerde mantıklı karar verme yetisi, odaklanma ve dikkat sorunları da ortaya çıkar.<br>Kumar bağımlılığı beyin hastalığı olarak geçmektedir. Bağımlılık ne kadar düzelse de tamamen iyileşmez. Beyinde bir süre sonra birtakım değişmeler meydana gelir. Bunlar: Risk değerlendirme bozulur. Karar verme süreci bozulur. Stres yönetimi bozulur. Haz ve ödül merkezi bozulur.</li>
</ul>



<p><strong>Düşünce Tuzakları</strong><br> Benim kumar/ bahis oyunlarında kazandıran bir sistemim var.<br> Günün belirli dilimlerinde ve saatlerinde girince kazanıyorum.</p>



<p> Şans bana dönene kadar devam etmeliyim.<br> Attığım parayı geri kazanmalıyım.<br> Kumar/bahis oyunları boş zaman aktivitem her zaman oynamıyorum.<br> İstediğim zaman bırakırım kontrolü bende. Bazen iki hafta oynamadığım oluyor.<br> Kumar /bahis oynamanın çevreme bir zararı yok diğer bağımlılıklardan daha zararsız.</p>



<p><br><strong>Kumar Bağımlılığı Belirtileri</strong></p>



<p> Kişinin kontrolünü kaybetmesi<br> Kumar konusunda yalan söylemek<br> Yoksunluk yaşamak<br> Borçlanmak ve ödedikten sonra tekrar borçlanmak<br> Başarısız bırakma girişimleri<br> Kumar oynanmadığı zamanlarda da kumar ile ilgili düşünmek<br> Olumsuz durumlarda oynama (çaresizlik,üzüntü,bunalmışlık )<br> Peşine düşme ve hırslanma</p>



<p><strong>Kumar Bağımlılığı Tedavisi</strong><br> Kumar bağımlılığı diğer bağımlılıklar gibi tedavi edilebilen bir hastalıktır.<br> Farmakolojik desteğin yanında psikoterapi desteği de çok önemlidir. İstek-Duygu-<br>Düşünce ile başa çıkmayı öğrenmeniz konusunda yardımcı olacaktır.<br> Unutulmamalıdır ki bağımlılıklar tedavi edilebilir olsa bile yatkınlık ve tetiklenmeler<br>her zaman olacaktır. Bunu şeker hastalığı gibi düşünebilir.<br> Kumar bağımlılığı biyolojik bir hastalıktır bu yüzden bilimsel yollar ile tedavi edilmedir.<br>Profesyonel destek almanız bu süreçte çok önemlidir.</p>



<p></p>
</div><!-- .vgblk-rw-wrapper -->]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manipülasyon Nedir? Mağdur ve Manipülatör</title>
		<link>https://psikologelifgur.com/blog/manipulasyon-nedir-magdur-ve-manipulator/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Aug 2024 19:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Gaslighting]]></category>
		<category><![CDATA[Mağdur]]></category>
		<category><![CDATA[Manipülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Manipülasyon Belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[Manipülasyon Nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Manipülatör]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik İstismar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik Manipülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikologelifgur.com/?p=988804</guid>

					<description><![CDATA[Manipülasyon bir kişinin düşünce, duygu veya davranışlarını kasıtlı olarak etkilemek veya kontrol etmek amacıyla belirli taktikler ve yöntemler kullanma eylemidir. Manipülasyon, genel olarak diğer insanları yanıltma, bastırma ve kişisel çıkarlara hizmet ettirme amacıyla yapılır (Chapaux-Morelli ve Couderc, 2017). Bu sebeple manipülasyon çoğu zaman etik olmayan bir davranış olarak kabul edilir. Manipülasyon, tek bir kategoriye sığmayacak kadar...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vgblk-rw-wrapper limit-wrapper">
<p>Manipülasyon bir kişinin düşünce, duygu veya davranışlarını kasıtlı olarak etkilemek veya kontrol etmek amacıyla belirli taktikler ve yöntemler kullanma eylemidir. Manipülasyon, genel olarak diğer insanları yanıltma, bastırma ve kişisel çıkarlara hizmet ettirme amacıyla yapılır (Chapaux-Morelli ve Couderc, 2017). Bu sebeple manipülasyon çoğu zaman etik olmayan bir davranış olarak kabul edilir. Manipülasyon, tek bir kategoriye sığmayacak kadar karmaşık bir olgudur. Literatür araştırmaları da göstermiştir ki manipülasyonlar; psikolojik manipülasyon, saldırgan manipülasyon, duygusal manipülasyon, strateji ve kendini gizleme olarak farklı kategoriler olarak incelenmektedir. Bu yazıda özellikle psikolojik ve duygusal manipülasyona değinilecektir. Psikolojik manipülasyon, etik dışı ve bencil amaçlar doğrultusunda, bir kişinin düşüncelerini, algılarını veya davranışlarını kontrol altına alma çabası olarak tanımlanabilir. Bu kontrol çabasında, manipülatör çeşitli rahatsız edici ve aldatıcı yöntemlere başvurur. Mağdurun duygularını sömürmek, zayıflıklarını kullanmak, gerçeği çarpıtmak ve hatta yalan söylemek bu yöntemler arasında yer alabilir. Manipülasyon yapan kişinin asıl amacı, kişinin kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek ve kullanmaktır. Bunu yaparken, kişinin duygusal bağımlılığını ve savunmasızlığını istismar etmeye çalışır. Bu durum, manipülasyona uğrayan kişinin hem psikolojik hem de duygusal açıdan yıpratabilir ve uzun vadede ciddi sorunlara yol açabilir (Braiker, 2004). Duygusal manipülasyon, kişisel çıkarlar doğrultusunda, başkalarının duygularını kasıtlı olarak yönlendirme ve kontrol etme yeteneğidir. Manipülasyon yapan kişiler, bu yeteneği, kendi isteklerini ve çıkarlarını gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanırlar.</p>



<p>Bu süreçte, manipülasyon yapan kişiler, manipülasyona uğrayan kişilerin sevgi, korku, suçluluk, utanç veya şefkat gibi duygularını sömürmeye çalışırlar. (Grieve ve Mahar, 2010). Bunu yaparken suçluluk duygusu uyandırma, korku ve kaygı yaratma, duygu sömürüsü, mağdur rolüne bürünme, sessiz muamele, gaslighting gibi yöntemler kullanabilirler. Manipülasyon özellikle ilişkilerde güven sorunlarına, duygusal travmalara yol açabilir. Manipülasyonu tanımak ve anlamak hem çok önemli hem de oldukça zordur. Manipülasyona uğradığımızda ne gibi şeyler yaşayabiliriz ve hissedebiliriz? Hissettiğiniz duygu yüzünden bile özür dileyecek duruma gelebilirsiniz. Siz iletişim kurmak ve karşınızdaki kişiye kendi duygularınızı anlatmak için çaba gösterirken, suçlanıp olayları çok büyüttüğünüz veya karşınızdaki insanı sevmediğinize dair suçlanabilirsiniz. Karşınızdaki kişi size aşırı yüksek güven içerikli sözlerle veya küçümsemeler ile almak istemediğiniz sorumlulukları size aldırabilir. Manipülasyona uğradığınız kişiden ayrılmak isteyip ayrışamayabilirsiniz. Duyulmadığınızı ve çaresiz olduğunuzu hissettiğiniz durumlar olabilir. Karşınızdaki kişinin davranışları ve söylemleri üzerine sürekli kendinizi sorguluyor olabilirsiniz. Bu tür durumlarda manipülasyona maruz kalan kişilerin kendi duyguların bilmesi, sınırlarını tanıması ve profesyonel bir uzmandan destek alması oldukça önemlidir.</p>



<p>Braiker, H. B. (2004). Who is pulling your strings. How to break the cycle of manipulation. New York: McGraw-Hill Education<br>Chapaux-Morelli, P. ve Couderc, P. (2018). İkili ilişkilerde duygusal manipülasyon. (Çev: Işık Ergüden). İstanbul: İletişim Yayınları.<br>Grieve, R., ve Mahar, D. (2010). The emotional manipulation–psychopathy nexus: Relationships with emotional intelligence, alexithymia and ethical position. Personality and Individual Differences, 48(8), 945-950.</p>



<p></p>
</div><!-- .vgblk-rw-wrapper -->]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlişki Türleri ve Bağlanma Stilleri</title>
		<link>https://psikologelifgur.com/blog/iliski-turleri-ve-baglanma-stilleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jul 2024 20:00:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrılık]]></category>
		<category><![CDATA[Bağlanma Stilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenli Bağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[İlişki]]></category>
		<category><![CDATA[İlişki Türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kaçıngan Bağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Kaygılı Bağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik İlişki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikologelifgur.com/?p=988811</guid>

					<description><![CDATA[Bağlanma, bebeklerin ve çocukların bakım verenleri ile oluşturdukları duygusal bağ ile temellenir. Yani bağlanma, insanlar arasındaki duygusal bağların temelini oluşturan bir kavramdır. John Bowbly’ye göre bu oluşturulan bağlar insanın hayatının ilerleyen dönemlerindeki ilişkilerini ve davranışlarını da şekillendirir.Bağlanma Kuramı üç temel ilke içerir: &#8211; Güvenlik İhtiyacı&#8211; Bağlanma Davranışları&#8211; Ayrılma Kaygısı Bağlanma Türleri &#8211; Güvenli bağlanma, bireyin yaşamının...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vgblk-rw-wrapper limit-wrapper">
<p>Bağlanma, bebeklerin ve çocukların bakım verenleri ile oluşturdukları duygusal bağ ile temellenir. Yani bağlanma, insanlar arasındaki duygusal bağların temelini oluşturan bir kavramdır. John Bowbly’ye göre bu oluşturulan bağlar insanın hayatının ilerleyen dönemlerindeki ilişkilerini ve davranışlarını da şekillendirir.<br>Bağlanma Kuramı üç temel ilke içerir:</p>



<p>&#8211; Güvenlik İhtiyacı<br>&#8211; Bağlanma Davranışları<br>&#8211; Ayrılma Kaygısı</p>



<p><br>Bağlanma Türleri</p>



<p>&#8211; <strong>Güvenli bağlanma</strong>, bireyin yaşamının ilk yıllarında, genellikle birincil bakım veren (çoğunlukla anne) ile kurduğu,güven ve yakınlığa dayalı duygusal bir bağdır. Bu bağ, bireyin psikolojik gelişiminde temel bir role sahiptir. John Bowlby ve Mary Ainsworth gibi araştırmacılar tarafından geliştirilen bağlanma teorisi, güvenli bağlanmanın önemini vurgulayarak, bu bağın bireyin gelecekteki ilişkileri, öz güveni ve genel refahı üzerindeki derin etkilerini ortaya koymuştur. Güvenli bağlanan bireyler, çevrelerini güvenle keşfederler, stresle başa çıkma becerileri daha yüksektir ve olumlu sosyal ilişkiler kurma eğilimindedirler. Bu bağ, bireyin içsel çalışma modelini şekillendirir ve yetişkinlikteki ilişkilerinde de bir şablon görevi görür. Güvenli bağlanmanın oluşumu, bakım verenin çocuğun duygusal ihtiyaçlarına duyarlı olması, tutarlı ve destekleyici bir ortam sağlaması gibi faktörlere bağlıdır.</p>



<p>&#8211; <strong>Güvensiz bağlanma</strong>, bireyin yaşamının ilk yıllarında, genellikle birincil bakım verenle kurduğu, güven ve yakınlıktan yoksun duygusal bir bağdır. Bu bağ, güvenli bağlanmanın tam tersi olarak, bireyin gelecekteki ilişkileri, öz güvenini ve genel refahını olumsuz etkileyebilir. John Bowlby ve Mary Ainsworth tarafından geliştirilen bağlanma teorisi, güvensiz bağlanmanın farklı türlerini ve bu türlerin bireyin gelişimine olan etkilerini detaylı bir şekilde incelemiştir.Güvensiz bağlanma, genellikle tutarsız, öngörülemez veya duygusal olarak yetersiz bir bakım verenle olan etkileşimlerin bir sonucu olarak gelişir. Güvensiz bağlanan bireyler, yetişkinlikte de ilişkilerinde zorluklar yaşayabilirler. Örneğin,kaygılı bağlanan bireyler, terk edilme korkusu yaşarlar ve yakın ilişkilerde aşırı bağımlı olabilirler. Kaçıngan bağlanan bireyler ise duygusal yakınlıktan kaçınırlar ve diğer insanlara güvenmekte zorlanırlar. Güvensiz bağlanmanın kökenleri çocukluk dönemine dayanmakla birlikte, terapi ve destekleyici ilişkiler sayesinde bu bağ kalıpları değiştirilebilir.</p>



<p><strong>&#8211; Kaçınan Bağlanma:</strong> Güvensiz kaçınan bağlanan bireyler, bakım verenlerine karşı daha bağımsız bir yaklaşım geliştirirler.Duygusal ihtiyaçlarını bastırmaya veya inkar etmeye eğilimleri görülebilir. İleride kurdukları ilişkilerinde duygusal bağları daha zayıf olabilir. Oluşturdukları ilişkilerinde yoğun bağımsızlık ve uzaklık bu türden bağlanan bireyler için oldukça önemli olabilir.</p>



<p><strong>&#8211; Dağınık Bağlanma:</strong> Dağınık bağlanan bireylerde çocukluk dönemlerinde bakım verenlerine karşı hem güvenip hem de güvenmeme durumu türünde oluşur. Bu türde bağlanmış bireylerde bakım verenlerine karşı daha belirsiz ve karmaşık tepkiler görülebilir. İleride kurdukları ilişkilerinde karmaşık ve zorlu olabilirler. Oluşturdukları ilişkilerinde hem uzaklık hem de yakınlık arasında sık sık çatışmalar yaşayabilirler.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Bağlanma türleri genel olarak çocukluk döneminde bireylerin bakım verenler ile olan ilişkileri sonucu şekillenir. Bu bağlanma türleri çocukluk deneyimlerimize dayanır ve yetişkinlikteki ilişkilerimize yansır.</li>



<li>Önemli olan nokta her bireyin deneyimi, duyguları biriciktir. Terapistiniz ile bağlanma türlerinizi anlamak ve geliştirmek önemlidir.</li>
</ul>



<p></p>
</div><!-- .vgblk-rw-wrapper -->]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon Nedir ve Depresyon Belirtileri Nelerdir?</title>
		<link>https://psikologelifgur.com/blog/depresyon-nedir-ve-depresyon-belirtileri-nelerdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Jun 2024 19:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel terapi]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon Nedir? Depresyon Belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon Türleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikologelifgur.com/?p=988801</guid>

					<description><![CDATA[Depresyon, modern toplumların en önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bireyin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bu durum, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkileşimlerin sonucu ortaya çıkan bir hastalık olarak ele alınmalıdır.Biyolojik TemellerDepresyonun biyolojik temelleri, beyin yapısı ve işlevi ile yakından ilişkilidir. Nörotransmitterler olarak bilinen kimyasal maddelerin(serotonin, norepinefrin, dopamin) dengesizlikleri, beyin bölgelerindeki yapısal ve fonksiyonel değişiklikler,depresyonun ortaya çıkmasında önemli rol oynamaktadır. Genetik yatkınlık da...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vgblk-rw-wrapper limit-wrapper">
<p class="has-text-align-left">Depresyon, modern toplumların en önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bireyin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bu durum, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkileşimlerin sonucu ortaya çıkan bir hastalık olarak ele alınmalıdır.<br><strong>Biyolojik Temeller</strong><br>Depresyonun biyolojik temelleri, beyin yapısı ve işlevi ile yakından ilişkilidir. Nörotransmitterler olarak bilinen kimyasal maddelerin(serotonin, norepinefrin, dopamin) dengesizlikleri, beyin bölgelerindeki yapısal ve fonksiyonel değişiklikler,depresyonun ortaya çıkmasında önemli rol oynamaktadır. Genetik yatkınlık da depresyon riskini artıran önemli bir faktördür.<br><strong>Psikolojik Faktörler</strong><br>Depresyon, bireyin düşünce ve duygu dünyasını derinden etkileyen bir durumdur. Negatif düşünce kalıpları, düşük benlik saygısı, kayıplar, travmalar, stresli yaşam olayları gibi psikolojik faktörler, depresyonun başlamasında ve devam etmesinde önemli rol oynamaktadır.<br><strong>Sosyal Faktörler</strong><br>Sosyal çevre, bireyin duygusal durumunu önemli ölçüde etkilemektedir. Zayıf sosyal destek, yalnızlık, ayrılık, işsizlik gibi sosyal faktörler, depresyon riskini artırabilir. Ayrıca, kültürel faktörler de depresyonun ortaya çıkışı ve seyri üzerinde etkili olabilir. Bazı kültürlerde depresyonun ifade edilmesi ve tedavi edilmesi daha zor olabilir.<br><strong>Somatik Belirtiler ve Maskelenmiş Depresyon</strong><br>Depresyon, sadece duygusal belirtilerle değil, aynı zamanda fiziksel şikayetlerle de kendini gösterebilir. Baş ağrısı, karın ağrısı, uyku bozuklukları, yorgunluk gibi somatik belirtiler, depresyonun sıklıkla görülen eşlik eden bulgularıdır. Bu durum, &#8220;maskelenmiş depresyon&#8221; olarak adlandırılır ve depresyonun tanısını zorlaştırabilir. Hastalar, duygusal sıkıntılarını ifade etmek yerine, fiziksel şikayetlere odaklanarak yardım arama eğilimindedirler. Depresyon, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin karmaşık etkileşimi sonucu ortaya çıkan çok boyutlu bir hastalıktır.Bu nedenle, depresyonun etkili bir şekilde tedavi edilebilmesi için, biyolojik, psikolojik ve sosyal tedavi yöntemlerinin bir arada kullanılması gerekmektedir. Erken tanı ve tedavi, depresyonun neden olduğu işlevsel bozulmaların önlenmesi ve bireyin yaşam kalitesinin artırılması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>



<p><br><em>APA-American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental<br>Disorders, 5th edition (DSM-5). American Psychiatric Association<br>Couper J, Harari E (2004) Use of the psychiatric consultation letter as a therapeutic tool.<br>Australas Psychiatry, 12(4):365-368.</em></p>
</div><!-- .vgblk-rw-wrapper -->]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anksiyete Nedir?</title>
		<link>https://psikologelifgur.com/blog/anksiyete-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 May 2024 19:17:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[Anksiyete Belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[Anksiyete Nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Anksiyete ve Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Panik Atak]]></category>
		<category><![CDATA[Panik Bozukluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikologelifgur.com/?p=988798</guid>

					<description><![CDATA[Anksiyete, insan deneyiminin evrensel bir parçası olmakla birlikte, şiddeti ve sıklığı bireyler arasında önemli farklılıklar gösteren karmaşık bir psikolojik durumdur. Bu durum, hem bireyin zihinsel sağlığını hem de günlük yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Anksiyetenin tam olarak anlaşılması ve etkili tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi için, bu durumun hem biyolojik hem de psikolojik boyutlarının ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Anksiyete, evrimsel süreçte hayatta kalma...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vgblk-rw-wrapper limit-wrapper">
<p>Anksiyete, insan deneyiminin evrensel bir parçası olmakla birlikte, şiddeti ve sıklığı bireyler arasında önemli farklılıklar gösteren karmaşık bir psikolojik durumdur. Bu durum, hem bireyin zihinsel sağlığını hem de günlük yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Anksiyetenin tam olarak anlaşılması ve etkili tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi için, bu durumun hem biyolojik hem de psikolojik boyutlarının ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Anksiyete, evrimsel süreçte hayatta kalma mekanizmalarından biri olarak gelişmiştir. Tehlike anlarında vücudun verdiği doğal bir tepki olan “savaş ya da kaç” tepkisi, anksiyetenin biyolojik temellerini oluşturur. Bu tepki sırasında, sempatik sinir sistemi aktive olur ve kalp atış hızının artması, terleme, nefes darlığı, kas gerginliği gibi fizyolojik belirtilere neden olur. Bu belirtiler, bireyin bedeni için potansiyel bir tehlike olduğunu algılamasına ve buna karşı hazırlık yapmasına yardımcı olur. Anksiyete bozukluklarında, bu fizyolojik tepki, gerçek bir tehdit bulunmasa bile aşırı ve tekrarlayan bir şekilde ortaya çıkar. Beyindeki amigdala, hipotalamus ve hipofiz gibi yapıların, anksiyete deneyiminde önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bu bölgeler, korku ve stres tepkilerinin düzenlenmesinde ve duygusal hafızanın oluşumunda görevlidir.Ayrıca, nörotransmitterler olarak bilinen kimyasal maddelerin (örneğin, serotonin, norepinefrin, GABA) dengesizlikleri de anksiyetenin ortaya çıkmasında etkili olabilmektedir. Anksiyete, sadece fiziksel bir deneyim olmakla kalmaz, aynı zamanda derin psikolojik etkiler de yaratır. Endişe, korku,kaygı gibi olumsuz duygular, olumsuz düşünceler ve geleceğe yönelik olumsuz beklentiler, anksiyetenin psikolojik bileşenini oluşturur. Bireyin geçmiş deneyimleri, öğrenme süreçleri, kişilik özellikleri ve çevresel faktörler, anksiyete düzeyini etkileyebilir. Anksiyete, karmaşık ve çok boyutlu bir durumdur. Hem biyolojik hem de psikolojik faktörlerin etkileşimi, anksiyetenin ortaya çıkmasında ve devam etmesinde önemli rol oynar. Bu nedenle, anksiyetenin etkili bir şekilde tedavi edilebilmesi için, biyolojik ve psikolojik tedavi yöntemlerinin bir arada kullanılması gerekmektedir.</p>



<p><br><em>Sadock BJ, Sadock VA: Kaplan and Sadock’s Synopsis of Psychi- atry. 10th Edition. Philadelphia. Lippincott Williams and Wilkins, 2007; 579-627.<br>Mercan, S. (2010). Deri Hastaliklarinin Psikojenik Sonuçlari ve Komorbiditeler/Psychologic Outcomes of Dermatological Diseases and Comorbidities. Türkderm: Türk Deri Hastalıkları ve Frengi Arşivi= Turkderm: Turkish Archives of Dermatology and Venereology, 44, 25</em></p>



<p></p>
</div><!-- .vgblk-rw-wrapper -->]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Narsisizm ve  Kişilik Bozukluğu</title>
		<link>https://psikologelifgur.com/blog/narsisizm-ve-kisilik-bozuklugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Apr 2024 16:27:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Narsisizm ve Kişilik Bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel terapi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikologelifgur.com/?p=988645</guid>

					<description><![CDATA[Narsisizm, adını Yunan mitolojisindeki Narkissos adlı bir avcıdan alır. Narkissos, olağanüstü güzelliği ile tanınan genç bir adamdır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Narsisizm</strong>, adını Yunan mitolojisindeki&nbsp;<strong>Narkissos</strong>&nbsp;adlı bir avcıdan alır.&nbsp;Narkissos, olağanüstü&nbsp;güzelliği&nbsp;ile tanınan genç bir adamdır. Kendisine aşırı derecede hayran olan&nbsp;Narkissos, bir gün bir pınara yaklaşır ve suda kendi yansımasını görür. Kendi güzelliğine o kadar kapılır ki, saatlerce ona bakmaktan kendini alamaz. Sonunda, bitkinlikten ve susuzluktan yere yığılır ve kendi yansımasında ölür&nbsp;<em>(</em><em>Dorland</em><em>, 1986)</em>.</p>



<p>Narsisizm tanımı&nbsp;Psikolojiye 19. yüzyılda Sigmund Freud&#8217;un çalışmalarıyla girmiştir. Freud,&nbsp;Narsizm&nbsp;Üzerine*&nbsp;(1914) adlı eserinde narsisizmi, libidonun (cinsel enerji) bir kısmının kişinin kendi benliğine yönelmesi olarak tanımlamıştır. Bu&nbsp;libidinal&nbsp;yatırım, kişinin benlik algısını ve özsaygısını artırır. Freud&#8217;a göre narsisizm, normal bir kişilik gelişiminin aşamalarından biridir. Ancak bu aşamada takılıp kalmak veya aşırıya kaçmak,&nbsp;narsisistikkişilik bozukluğu gibi ruhsal bozukluklara yol açabilir. Sözlük anlamına göre Narsisizm kelimesi kişinin kendi bedenine yönelttiği cinsel arzu ve haz anlamına gelmekte olduğu belirtilmiştir&nbsp;<em>(Özsaydın,1984)</em>.&nbsp;1898 yılında,&nbsp;psikanalitik&nbsp;kuramcı&nbsp;Ellis, narsisizm terimini ilk kez psikolojik bir kavramı tanımlamak için kullanmıştır.&nbsp;Ellis, narsisizmi, özellikle kadınlarda görülen ve kişinin cinsel dürtülerini kendisine hayranlıkla yöneltmesine yol açan bir duygu durumu olarak tanımlamıştır&nbsp;<em>(</em><em>Rozenblatt</em><em>, 2002)</em>.&nbsp;<strong>Bugün bu cinsiyetçi önermenin doğru olmadığını biliyoruz.&nbsp;</strong>Freud için narsisizm bir durum olarak kavranırken,&nbsp;Jung&nbsp;ve diğer kavram araştırmacıları tarafından bir olgu olarak belirlenmiştir&nbsp;<em>(</em><em>Rapier</em><em>, 2005)</em>.&nbsp;Margaret&nbsp;Mahler&#8217;in&nbsp;kuramına göre, yaşamın ilk yıllarında bakım veren kişi ile bebek arasında kurulan bağlar, sağlıklı gelişim için kritik öneme sahiptir. Bu bağların oluşmaması veya bebeğin ihtiyaçlarının yeterince karşılanamaması,&nbsp;Mahler&nbsp;tarafından&nbsp;<strong>&#8220;bağlanma eksikliği&#8221;</strong>&nbsp;olarak adlandırılır ve bebek tarafından&nbsp;<strong>yoğun bir düş kırıklığı ve olumsuz&nbsp;</strong><strong>deneyimler</strong>yaşanmasınayol açar.&nbsp;Mahler, bu olumsuz deneyimlerin, çocuğun&nbsp;<strong>benlik algısı</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>sosyal duygusal&nbsp;</strong><strong>gelişimi</strong>&nbsp;üzerinde kalıcı bir etkiye sahip olduğunu savunur. Bu bağlamda,&nbsp;Mahler&#8217;in&nbsp;<strong>ayrılma-bireyleşme</strong>&nbsp;kuramı, bebeklik ve erken çocukluk döneminde yaşanan deneyimlerin, yetişkinlikteki ruh sağlığı ve ilişkiler üzerindeki etkisini açıklamaya çalışır.&nbsp;(Mahler,1968).&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Freud’a göre de bu şekilde gelişim sürecindeki bebek bakım verene yani nesneye yapması gereken&nbsp;libidinal&nbsp;yatırımı kendisine yapar ve artık dış dünyayı bir kenara bırakarak iç dünyasına çekilir&nbsp;<em>(Freud,1914)</em>. &nbsp;Sigmund Freud’a göre yapılan narsisizm tanımlamasına göre kişinin iç dünyasının yerine dış dünyasından çektiği nesne yatırımı narsisizmi birincil ve&nbsp;ikincil&nbsp;narsisizm olarak ayırdıktan sonra birincil bir narsisizmin üzerine eklenen ikincil bir narsisizm olarak kavramsallaştırmıştır&nbsp;<em>(Freud, 1914)</em>. Freud’a göre,&nbsp;<strong>Birincil Narsisizm:</strong>Yaşamın ilk evrelerinde, bebek tüm&nbsp;libidinal&nbsp;enerjisini kendine yönlendirir. Bu aşamada bebek,&nbsp;tümgüçlü/omnipotent&nbsp;ve sınırsız olarak algılar. Kendisini çevreleyen dünyadan&nbsp;ayrı bir varlık olduğunun&nbsp;değildir ve tüm ilgiyi, bakımı&nbsp;hak ettiğine inanır. Bu aşamadaki narsisizm, normal ve sağlıklı bir gelişimin parçasıdır ve benlik algısının temellerini oluşturur.</p>



<p>İ<strong>kincil Narsisizm:</strong>&nbsp;Bebek büyüdükçe ve gerçeklikle yüzleştikçe,&nbsp;libidinal&nbsp;yatırımını dış dünyadaki nesnelere yapmaya&nbsp;başlar. Ebeveynler, öğretmenler ve arkadaşlar gibi bu nesneler, bebeğin benlik saygısını ve öz değeri geliştirmek için ihtiyaç duyduğu sevgi ve onayı sağlar. Zamanla, bu dış nesnelere olan yatırımlar, içselleştirilmiş bir benlik saygısına dönüşür. Narsisizm Normal Narsisizm ve Patolojik Narsisizm olarak iki ayrı kavramda ele incelenmiştir. Normal Narsisizm kavramı&nbsp;<strong>Rozenblatt&#8217;ın</strong><strong>&nbsp;(2002)</strong>&nbsp;tanımladığı gibi, normal narsisizm, bireyin&nbsp;<strong>kendine değer verme</strong>,&nbsp;<strong>özgüven</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>çevreyle uyum</strong>&nbsp;duygularını kapsayan bir kavramdır. Bu duygular, kişinin kendisiyle ve etrafındakilerle sağlıklı ilişkiler kurmasını ve sürdürmesini sağlar.&nbsp;Normal Narsisizm kişinin yüksek benlik saygısı ve kendine ait güveni yüksek olduğu durumlarda çevresinden gelen eleştiriler veya olumlu/olumsuz etkilere karşı olumsuz yönde etkilenme gücü oldukça azdır&nbsp;(Karaaziz, M. ve Erdem Atak, İ. (2013).&nbsp;Salman&nbsp;Akhtar&nbsp;kişi etrafındaki bireylerin kendisiyle ilgili&nbsp;görüş ve&nbsp;düşünceleriyle&nbsp;beslenmek yerine kendisiyle ilgili olan&nbsp;görüş ve&nbsp;düşüncelerine&nbsp;odaklanır ve&nbsp;özgüvenini&nbsp;bu&nbsp;şekilde&nbsp;çoğaltarak doyum sağladığını belirtmiştir (Akhtar, 1989). Sevilme, desteklenme, takdir edilme, olumlu dönüşler pek çok insanın beklediği ve kişileri mutlu eden narsistik gereksinimlerdir. Tüm insanlar buna ihtiyaç duyar.&nbsp;Fakat&nbsp;kişi çevresinden kendi istediği&nbsp;etkide&nbsp;değer ve&nbsp;onayıalamadığı&nbsp;zaman bu durum&nbsp;olumsuz sonuçlanabilir.&nbsp;Bu gereksinimi doyurmak için kişiler oldukça fazla çaba sarf edip doyum sağlamak için&nbsp;her şeyi yapmaya&nbsp;açık hale gelmektedir.Tüm bu çabaların sonucunda da kendi istediği doyumu alamadığı zaman günlük olaylardan veya küçük durumlardan bile inandığı kabul, övgü ve değeri alamayan birey narsistik kırılma,yaralanma yaşayabilir (Özmen, 2006).&nbsp;</p>



<p>Patalojik&nbsp;narsisizm (narsisistik&nbsp;kişilik bozukluğu) yaşayan bireyler,&nbsp;<strong>dışarıdan bakıldığında kendinden emin ve başkalarının düşüncelerini önemsemez bir tavır sergileyebilirler.</strong>Ancak, bu görünüşün altında yatan gerçeklik oldukça farklıdır. Bu kişiler,&nbsp;<strong>içsel olarak son derece kırılgan ve başkalarının onayına bağımlıdırlar.</strong>&nbsp;Benlik algıları abartılı ve gerçekçi olmayan bir şekilde yüksektir, ancak bu algı, dışarıdan gelen eleştiri ve olumsuz geri bildirimlere karşı oldukça hassastır.&nbsp;Bu bireylerin&nbsp;dış&nbsp;görünüşlerindeki&nbsp;abartılı&nbsp;güvenleri&nbsp;ve&nbsp;kendinden emin tavırlarının aksine&nbsp;iç&nbsp;süreçlerinde&nbsp;kendilerine&nbsp;güvenmeyen&nbsp;bireyler olduklarının&nbsp;göstergesidir&nbsp;(Karaaziz, M. ve Erdem Atak, İ. (2013). Patolojik narsisizmde önemli olan temel nokta kişi çoğunlukla çevreden gelen düşünce ve yorumlardan doyum sağlamaya muhtaç halde olmasıdır. Bu Normal Narsisizm ve Patolojik Narsisizmi birbirinden ayıran noktadır.</p>



<p>Patalojik&nbsp;narsisizm yaşayan bireyler,&nbsp;<strong>kendilerine yönelik değersizlik ve olumsuz özelliklerini çevrelerine yansıtarak rahatlama bulmaya çalışırlar.</strong>&nbsp;Bu durum,&nbsp;Kernberg&#8217;in(1975) &#8220;benlik nesne ilişkileri kuramı&#8221; ile de açıklanabilir. Erken dönem nesne ilişkilerinde güven, takdir edilmemiş ve sevgi dolu olmayan bir ortama maruz kalan kişiler&nbsp;benlik algıları zayıf ve kırılgan hale gelmiştir.&nbsp;</p>



<p>Kırılgan benliklerini korumak için, bu bireyler&nbsp;<strong>idealize edilmiş bir benlik</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>değersizleştirilmiş bir benlik</strong>&nbsp;oluştururlar. İdealize edilmiş benlik, kusursuz, üstün ve sevilmeye değer bir benliktir. Değersizleştirilmiş benlik ise tam tersi, kusurlu, değersiz ve sevilmeye layık olmayan bir benliktir.&nbsp;Patalojik&nbsp;narsisizm yaşayan bireyler,&nbsp;<strong>idealize edilmiş benliklerini dışarıya yansıtmaya çalışırlar.</strong>&nbsp;Bunu, başkalarına karşı kibirli, küstah ve saygısız davranarak yaparlar. Ayrıca,&nbsp;büyüklenmeci&nbsp;fantezilere kapılırlar ve sürekli olarak başarılarını ve yeteneklerini övmeye çalışırlar. Ancak, bu idealize edilmiş benlik, gerçekte kırılgan bir benliğin maskesi olarak kullanılır.&nbsp;<strong>Gerçek benlikleri, değersizleştirilmiş benliktir.</strong>&nbsp;Bu benlik, bireyin bilinçdışında kalır ve sürekli olarak bastırılır.&nbsp;Patalojik&nbsp;narsisizm yaşayan bireyler, bu değersiz benliği kabul edemezler.&nbsp;<strong>Değersiz benliklerini bastırmak için, bu bireyler Yansıtma, İdealize etme, Değersizleştirme, İnkâr gibi savunma mekanizmalarını kullanırlar&nbsp;</strong>(Rozenblatt, 2002).&nbsp;</p>



<p>Nesne ilişkileri kuramcısı&nbsp;Otto&nbsp;Kernberg’in&nbsp;çalışmalarına&nbsp;göre&nbsp;patolojik narsisizmi ve normal narsisizmi birbirinden ayıran farklılıklar&nbsp;vardır ;</p>



<p>“<em>Patolojik narsisizme&nbsp;</em><em>özel</em><em>&nbsp;</em><em>narsisistik</em><em>&nbsp;</em><em>direnc</em><em>̧, onu normal narsisizmden ayırır. Patolojik narsisizm normal narsisizmden farklı olarak patolojik nesne&nbsp;</em><em>ilişkilerinden</em><em>&nbsp;kaynaklanır. Bunun yanında normal narsisizmden farklı olarak ego ve&nbsp;</em><em>süperegoda</em><em>&nbsp;patolojik bir&nbsp;</em><em>ayrışma</em><em>&nbsp;ve&nbsp;</em><em>bütünleşme</em><em>&nbsp;</em><em>eksikliği</em><em>&nbsp;vardır. Normal narsisizmde&nbsp;</em><em>libidinal</em><em>&nbsp;ve saldırgan yatırım&nbsp;</em><em>yapılmıs</em><em>̧ nesne imgeleri&nbsp;</em><em>bütünleşmiştir</em><em>. Patolojik narsisizmde ise bu&nbsp;</em><em>içselleştirilmis</em><em>̧ nesne imgelerinin&nbsp;</em><em>patolojik&nbsp;</em><em>gelişimi</em><em>&nbsp;</em><em>görülür</em><em>. Patolojik narsisizmden farklı olarak normal narsisizmde&nbsp;</em><em>eleştiri</em><em>,&nbsp;</em><em>suçlama</em><em>&nbsp;ve&nbsp;</em><em>başarısızlığa</em><em>&nbsp;</em><em>karşı</em><em>&nbsp;</em><em>aşırı</em><em>&nbsp;tepkinin yanında nesnelere ilgi&nbsp;</em><em>gösterme</em><em>, nesnelere&nbsp;</em><em>güvenme</em><em>&nbsp;ve&nbsp;</em><em>bağımlılık</em><em>&nbsp;birlikte bulunur. Normal&nbsp;</em><em>çocuksu</em><em>&nbsp;narsisizmde&nbsp;</em><em>çocuğun</em><em>&nbsp;talepleri&nbsp;</em><em>ihtiyaçlarıyla</em><em>&nbsp;</em><em>bağlantılıdır</em><em>, oysa patolojik narsisizmde talepler&nbsp;</em><em>aşırıdır</em><em>&nbsp;ve tatmin edilemez.&nbsp;</em><em>Narsisistik</em><em>&nbsp;hastaların&nbsp;</em><em>soğukluğu</em><em>,&nbsp;</em><em>mesafeliliği</em><em>,&nbsp;</em><em>küçümseme</em><em>&nbsp;ve&nbsp;</em><em>değersizleştirmesi</em><em>,&nbsp;</em><em>küçük</em><em></em><em>çocuğun</em><em>&nbsp;</em><em>bencilliğinden</em><em>&nbsp;farklıdır.”&nbsp;</em>(Kernberg, 1985).</p>



<p>Bütün bu&nbsp;özellikler&nbsp;incelendiği&nbsp;zaman &nbsp;normal&nbsp;narsisizm ve patolojik narsisizmin birbirinden farklı&nbsp;olduğu&nbsp;görülmektedir&nbsp;(Kernberg, 1985).</p>



<p>Narsisizm üzerine yaptığı çalışmalarla psikolojiye önemli katkılar yapmış bir diğer psikanalist ise&nbsp;Kohuttur.&nbsp;Kohut, narsisizmi&nbsp;<strong>sağlıklı bir gelişimsel yapı</strong>&nbsp;olarak değerlendirmiş ve patolojik narsisizmi ise normal gelişim hattında bir&nbsp;<strong>gelişimsel duraklama</strong>&nbsp;olarak ele almıştır.</p>



<p>Kohut&#8217;a&nbsp;göre&nbsp;narsisistik&nbsp;gelişim,&nbsp;<strong>iki temel hat</strong>&nbsp;üzerinden ilerler:</p>



<p>•&nbsp;<strong>Büyüklenmeci</strong><strong>&nbsp;Kendilik (</strong><strong>Grandiose</strong><strong>&nbsp;Self):</strong>&nbsp;Çocuğun benlik algısını ve özsaygısını besleyen hattır. Bu hat, ebeveynlerin çocuğun ihtiyaçlarını karşılaması ve onu koşulsuz sevmesiyle beslenir.&nbsp;<strong>Kohut&#8217;a</strong><strong>&nbsp;göre&nbsp;</strong><strong>aynalama</strong><strong>&nbsp;(</strong><strong>mirroring</strong><strong>)</strong>, sağlıklı bir&nbsp;narsisistik&nbsp;gelişim için kritik öneme sahip olan bir ebeveyn davranışıdır. Bu davranışta, ebeveyn çocuğun ihtiyaçlarını karşılar, onu koşulsuz sever ve çocuğun&nbsp;<strong>&#8220;</strong><strong>büyüklenmeci</strong><strong>&nbsp;kendilik&#8221;</strong>&nbsp;(grandiose&nbsp;self) adı verilen benlik algısını ve özsaygısını besler.</p>



<p>•&nbsp;<strong>İdealize Edilmiş Ebeveyn&nbsp;</strong><strong>İmago</strong><strong>&nbsp;(</strong><strong>Idealized</strong><strong>&nbsp;</strong><strong>Parental</strong><strong>&nbsp;</strong><strong>Imago</strong><strong>):</strong>&nbsp;Çocuğun ahlaki değerlerini ve ideallerini geliştirdiği hattır. Bu hat, ebeveynlerin çocuğa rehberlik etmesi ve ona doğruyu yanlışı öğretmesiyle beslenir.</p>



<p><strong>Eğer ebeveynler çocuğun döneme uygun ihtiyaçlarını karşılayamazlarsa,&nbsp;</strong><strong>travmatik</strong><strong>hayal kırıklıkları yaşanır ve bu da gelişimsel duraksamalara yol açabilir.</strong>&nbsp;Bu duraksamalar,&nbsp;narsisistik&nbsp;bozuklukların oluşumunda önemli bir rol oynar.</p>



<p><strong>Kohut</strong><strong>,&nbsp;</strong><strong>narsisistik</strong><strong>&nbsp;bozuklukları üç ana kategoriye ayırmıştır:</strong></p>



<p>•&nbsp;<strong>Salınan Narsisizm:</strong>&nbsp;Büyüklenmeci&nbsp;kendilik hattında bir duraklama yaşanmıştır. Bu bireyler, benlik algıları ve özsaygıları oldukça kırılgan ve dış etkenlerden kolayca etkilenebilen kişilerdir.</p>



<p>•&nbsp;<strong>İdealize Edilmiş Ebeveyn&nbsp;</strong><strong>İmago</strong><strong>&nbsp;ile Narsisizm:</strong>&nbsp;İdealize edilmiş ebeveyn&nbsp;imagohattında bir duraklama yaşanmıştır. Bu bireyler, otoriter ve katı bir ahlak anlayışına sahip olabilirler. Başkalarından sürekli olarak onay ve hayranlık beklerler.</p>



<p>•&nbsp;<strong>Transformasyonel</strong><strong>&nbsp;Narsisizm:</strong>&nbsp;Her iki hat da duraklamıştır. Bu bireyler, benlik algıları ve özsaygıları oldukça zayıftır. Hayatlarında anlam ve amaç bulmakta zorlanırlar.<em>Kohut</em><em>&nbsp;(1971)</em></p>



<p><strong><em>Narsisistik</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em>Kişilik</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em>Bozukluğu</em></strong><strong><em></em></strong></p>



<p>Kişilik bozuklukları, bireyin&nbsp;<strong>toplum, dünya ve diğer insanlarla olan ilişkilerini</strong>&nbsp;ve bunlara dair&nbsp;<strong>algılarını</strong>&nbsp;önemli ölçüde etkileyebilir. Bu durum, kişilik bozukluğunun türüne ve bireyin kişilik özelliklerine göre değişiklik gösterebilir&nbsp;<em>(Sayar, 2003).&nbsp;</em></p>



<p>Narsisistik&nbsp;özellikler gösteren bireyler,&nbsp;<strong>amaçları doğrultusunda başkalarını kullanmaktan çekinmezler.</strong>&nbsp;Kendilerini olduğundan fazla değerli görürler ve çevrelerinden de aynı oranda değer görmeyi beklerler. Ancak, bu beklentilerine rağmen, narsisizm yaşayan bireyler&nbsp;<strong>kendileri çevrelerindeki bireylere&nbsp;</strong><strong>eşduyum</strong><strong>&nbsp;gösteremezler.</strong>&nbsp;Başkalarının duygularını anlamakta ve empati kurmakta zorlanırlar&nbsp;<em>(</em><em>Karaaziz</em><em>, M. ve Erdem Atak, İ. (2013)</em>. &nbsp;Günümüzde&nbsp;çok sayıda lider,&nbsp;işadamı&nbsp;vb. statüdeki bireylerde bu durum&nbsp;gözlenmektedir<em>(Sayar, 2003).</em>&nbsp;Özellikle&nbsp;tüketici&nbsp;toplumlarda,&nbsp;narsisistik&nbsp;kişilik&nbsp;bozukluğu&nbsp;işbirlikçitoplumlara&nbsp;göre&nbsp;anlamlı derecede fazladır&nbsp;<em>(</em><em>Doğaner</em><em>, 1996).</em>&nbsp;Narsisizm kişilik bozukluğu, DSM-5&#8217;te (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, 5. Baskı) &#8220;Büyüklük duygusu, özel olma inancı ve aşırı hayranlık ihtiyacı ile karakterize edilen bir kişilik bozukluğu&#8221; olarak tanımlanır.&nbsp;DSM-V’e&nbsp;göre Narsisizm kişilik bozukluğunun temel semptomlar tanımlanmıştır. Bunlar:&nbsp;Büyüklenmecilik: Kişi, kendi önemini abartır ve üstün yeteneklere, güzelliğe veya başarıya sahip olduğuna inanır. Sınırsız başarı, güç, zekâ, yüce sevgi düşlemleri. Özel ve eşi benzeri bulunmaz, diğer kişilerce üstün anlaşılabileceğine ve ancak onlarla ilişki kurması gerektiğine inanır. Çok beğenilmek isterler. Hak duygusu içindedir (Kişi, kendisine özel ayrıcalıklar tanınması gerektiğine inanır). Kendi çıkarını gözetmek için başkalarını kullanmaktan çekinmezler.&nbsp;Eşduyum&nbsp;yapamazlar. Diğer kişilere&nbsp;karşı yoğun bir kıskançlık ya da başka insanların kendilerini kıskandığına yönelik inanca sahiptirler. Çevreye karşı kendini beğenmiş tutumlar sergilerler&nbsp;(Birliği, A. P.,2014.)</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>*Freud’un bu eseri Metis yayınlarından&nbsp;Narsizm&nbsp;Üzerine ve&nbsp;Schreber&nbsp;Vakası olarak yayınlanmıştır.&nbsp;https://www.metiskitap.com/catalog/book/4403</p>



<p>Akhtar, S. (1989).&nbsp;Narcissistic&nbsp;personality&nbsp;disorder.&nbsp;Descriptive&nbsp;features&nbsp;and&nbsp;differentialdiagnıosis.&nbsp;Psychiatr&nbsp;Clin&nbsp;North&nbsp;Am&nbsp;12.</p>



<p>Birliği, A. P. (2014).&nbsp;<em>DSM-5 Tanı&nbsp;</em><em>Ölçütleri</em><em>.&nbsp;</em>(E.&nbsp;Köroğlu,&nbsp;Çev.) An- kara: HYB Yayıncılık.&nbsp;</p>



<p>Doğaner,&nbsp;İnci&nbsp;(1996), “Narsisistik&nbsp;Kişilik&nbsp;Bozukluğu”, Ege Psikiyatri&nbsp;Sürekli&nbsp;Yayınları, Cilt no:1, Sayı:3 &nbsp;</p>



<p>Hyman, S. (1989), Acil Psikiyatri,&nbsp;Çev: İ.&nbsp;Doğaner, A. Ayan, Ege&nbsp;Üniversitesi&nbsp;Basımevi, Bornova, No:133,&nbsp;İzmir</p>



<p>Karaaziz, M. ve Erdem Atak, İ. (2013). Narsisizm ve Narsisizmle&nbsp;İlgili&nbsp;Araştırmalar&nbsp;ÜzerineBir&nbsp;Gözden&nbsp;Geçirme. Nesne, 1 (2), s.44-59.&nbsp;</p>



<p>Kernberg, O. (1975). Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm.&nbsp;Çeviren. M Atakay, Birinci Basım, 1999, Metis Yayınları.&nbsp;</p>



<p>Kernberg, O. (1985).&nbsp;Borderline&nbsp;conditions&nbsp;and&nbsp;pathological&nbsp;narcissism.Northvale&nbsp;London:&nbsp;Jason&nbsp;Aronson&nbsp;Inc.http://www.sevdasari.com/narsisistik.htm. 1.11.2012 tarihinde&nbsp;edinilmiştir.&nbsp;</p>



<p>Köroğlu, E. &amp; Bayraktar, S. (2007).&nbsp;Kişilik&nbsp;Bozuklukları. 1. Baskı, HYB Basım Yayın: Ankara.</p>



<p>Mahler, M. S. (1968). On Human&nbsp;Sybiosis&nbsp;and&nbsp;The&nbsp;Vicissitudes&nbsp;of&nbsp;Individuation. New York: International&nbsp;University&nbsp;Press.&nbsp;</p>



<p>Özmen, E. (2006). Kendini Tanıma Rehberi.&nbsp;İstanbul: Sistem Yayıncılık, Kıssadan Hisseler Dizisi.&nbsp;</p>



<p>Özsaydın, S. (1984). Psikiyatri Sanal Matbaacılık, cilt:7,&nbsp;İstanbul.&nbsp;</p>



<p>Rapier, M. L. (2005). “An&nbsp;interview&nbsp;Study&nbsp;of&nbsp;Narcissistic&nbsp;Executives:&nbsp;Piercing&nbsp;The&nbsp;CorporateVeil&nbsp;of&nbsp;Narcissism&nbsp;In&nbsp;The&nbsp;Workplace”&nbsp;Saybrook&nbsp;Graduate&nbsp;School&nbsp;and&nbsp;Research&nbsp;Center,&nbsp;Yayınlanmış&nbsp;Doktora Tezi.&nbsp;</p>



<p>Rozenblatt, S. (2002).&nbsp;In&nbsp;Defence&nbsp;of Self:&nbsp;The&nbsp;relationship&nbsp;of Self-&nbsp;Esteem&nbsp;and&nbsp;Narcissim&nbsp;toAggressive&nbsp;Behavior&nbsp;Long&nbsp;Island&nbsp;University,&nbsp;Psychology,&nbsp;Yayınlanmış&nbsp;Doktora Tezi, USA.&nbsp;</p>



<p>Sayar, K. (2003). Benlik; o yakın soru, o uzak&nbsp;ülke. Bilge Adam;1: 11,17.&nbsp;</p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
